Yürüyorum umarsızca. Yalnızım, yanımda kimse yok. Eski bir şarkı var dudaklarımda. Kafamda çınlayıp duruyor. Mutlu da değilim, mutsuz da. Ama umutsuzum. Planlamıyorum geleceği; ne de hatırlayabiliyorum geçmişi. Yürüdükçe uzuyor yol, uzadıkça umudum azalıyor. Kendimle çelişiyorum ama umursamıyorum.

Küçük bir çocuk gibiyim, koskoca bir ormanda kaybolmuş küçük bir çocuk… Telaş yok içimde, sadece merak. Ay ışığı vuruyor baykuşların gözlerine, korkuyorum. Delicesine koşmak istiyorum ama ne tarafa koşacağımı bilmiyorum. Bağırmak istiyorum ama ürkütmekten korkuyorum uyuyan kuşları. Bir yandan da kimseler bulamasın istiyorum beni.

Bir martının sırtındayım, uçuyoruz bilinmedik alemlere. Hava bulutlu, ama yağmur yağmıyor. Oysa ben sadece ıslanmak istiyorum. Biraz açlık, biraz umut, biraz yalnızlık, biraz toprak kokusu… Rüzgar yüzüme vuruyor. Aşağıya bakmaya korkuyorum, gri bulutlara bakmaksa içimi acıtıyor.

Sadece bir düş bu, düşüncelerimle ve gözyaşlarımla dışarı vurulmak isteyen. Toz pembe bir düş bu, yolun sonunda ölümü bulmak isteyen. Arkama dönüp baktığımda bir tebessüm olmalı dudaklarımda. Umutsuz olsam da gülebilmeliyim bana yaşatılanların hatrına. Artık beni korkutmuyor, takip edilmenin neden olduğu paranoya. Gülümsüyorum ve yürümeye devam ediyorum; yürüdükçe uzuyor yol, uzadıkça umudum azalıyor. Kendimle çelişiyorum ama umursamıyorum.