Merhaba,

Bu yazımda, İskoç psikiyatrist Ronald David Laing’den bir alıntı yapıp bunun üzerinden nefsi öldürmenin aklı öldürmekle eş değer olup olmadığını “serbest” tartışacağım.

Tunca, bu konuda beni anlaman önemli, yapacağın yorum da değerlidir, paylaşırsan sevinirim.

Yazıma yapacağım alıntının “serbest” tercümesiyle başlayacağım. Aslını merak edenler için:

“he is an alien, a stranger, signalling us from the void in which he is foundering, a void which may be peopled by presences that we do not even dream of. They used to be called demons and spirits, and they used to be known and named. He has lost his sense of self, his feelings, his place in the world as we know it. He tells us he is dead.”

            (Laing 1967, sayfa: 110)

Bu alıntı yardımıyla “hasta”yı hayalimde canlandırarak e-postamın konusunda belirttiğim soruya yanıt arayacağım. Çağrışım boyunca bu “hasta”dan “Ay” diye söz edeceğim.

“o bir uzaylı, bir yabancı… bize kendi yarattığı hiçlikten sinyaller gönderiyor. Hayal bile edemediğimiz varlıkların insanın yerini aldığı bir hiçlik. Eskiden onları iblisler ve ruhlar diye isimlendirirdi, yani bilinirler ve adlandırılırlardı. Gözlerimizin önünde, benlik duygusunu diğer duygularıyla beraber yitirdi. Dünyadaki varlığını da öyle… Bize ölü olduğunu söylüyor.”

Soru 1: Ay’ın mutlu olması olası mıdır?

Öncelikle sınırlı fizik bilgim yardımıyla söyleyebilirim ki bize göre Ay hem mutludur, hem de mutsuzdur. Çünkü onun gözlerinden Güneş’e bakmamız mümkün değildir. Sorunun yanıtı bu olasılığın varlığında gizlidir.

Soru 2: Saçtığı ışığın kendine ait olmayışı, Ay’ı değersizleştirir mi?

Yine görecelik üzerinden hareketle, “değer” kavramının referans aldığımız sisteme bağlı olduğunu söyleyebiliriz ama soruya verilen bu yanıtın eksikliği apaçıktır.

Ay, Güneş’in etrafında dönen Dünya’nın etrafında dönmektedir. Tahmin ediyorum ki uzaktan bakıldığında spiraller çizdiği gözlemlenebilir. Bu tahmin, bana yanıta giden yolda bir fikir veriyor. Dünya’yı küçük bir çocuğa, Ay’ı da çocuğun elindeki pırıl pırıl parıldayan fosfor yeşili oyuncağa benzetiyorum. Çocuk için bu oyuncağın ışığı nasıl emdiğinin, ya da ürettiğinin göreli olarak değeri varsa bile çok azdır. Çocuğu asıl eğlendiren, güldüren ve mutlu eden Ay’ın karanlıkta bütün saflığıyla ışıl ışıl olmasıdır.

Soru 3: Nefsini öldüren bir dervişle Ay arasındaki fark nedir?

Bu iki yaratık arasındaki benzerlikler sayılamayacak kadar çoktur. Kuşkusuz iki varlık da bir döngü içinde ya da diğer bir bakış açısıyla “zikr” halindedir. Fark, yaptıkları yolculuğun yönüne dikkat ettiğimde karşıma çıktı.

Derviş saat yönünde, yani soldan sağa doğru döner. Bilinen her varlık gibi zamanın akışına karşı koymaz. O, Abdülcanbaz misali, “bazen masal dünyalarında, bazen günümüzde sürdürür yaşantısını, bazen de uzayı adımlar…”

Ay ise zamana karşı durur. Aynı Dünya’nın Güneş etrafında döndüğü yön gibi, Ay da saatin ters yönünde döner. Bu haliyle diğer varlıklarla uyumsuzdur, iletişim kurması çok zor, anlaşılması ise imkansız gibidir. Sadece zaman zaman, yarattığı ya da kavuştuğu hiçliğin içinden göz kırpar bu aleme…