Evi düzenlerken birkaç çağrışıma rastladım.
Paylaşmak istedim.
Çağırın! Kuşların zaptı yakın!

Yoldayım, sapa caddeler… Hafif tedirginim. Saat gece yarısını geçmiş. Nasıl da unuttum? Atın da yemini vermedim bu sabah. Hava sıcak. Terliyim. Rahip azarlayacak. Kim bilir kaç saattir bekliyor. Durağa da epey uzağım. Aptal kafam! Düşüneceğine koşsana be adam!

Cadde, nefesime uzun geldi. Kesildim. Yürümeye devam… Acaba aldığım boyaları beğenir mi? Aksi şeytan, para da ancak buna yetti. Ara bir sokağa girdim. Burası daha kestirme olmalı. Arkamdan da talihsizlik dönmüş olacak, ayakkabımın bağları çözüldü. Eğildim. Etraf karanlık. “Miyav” dedi. Kafamı kaldırdım. Gözlerimi de iyice açtım. Ne tatlı kedi! Karnı da aç belli. Yürü dedim gidelim, takıldı peşime. Eski hayatında Bâbil’de ressammış. Zaten bu kedi bedenine sığamadığı belliydi. Gözleri fal taşı gibi açıktı. Efkarlısındır, dedim. Şeytana uyduk. Köşedeki meyhaneye girdik. İnanın, rakı su gibi gitti. Muhabbetler devlet kurtarırken, boyaları uzattım. Al dedim, belki algılarına tercüman olurlar. Öyle bir resim çizdi ki yerden tavana, sahne değişti. Karşımda rahip, yanında da kedisi Nünü…